Yeni cephe: Müzik müfredatı

Yeni cephe: Müzik müfredatı

21 Eylül 2017 Perşembe

Yeni müfredat genel olarak tartışılmaya devam edilirken müzik müfredatındaki değişiklikler unutuluyor. Çocuklar ilkokul birinci sınıftan itibaren “ilahi”, yedinci sınıfta da “tekbir” ve “salat-ı Ümmiye” ile segâh ve hüzzam makamlarını öğrenecek

İlk ve ortaöğretim düzeylerindeki yeni müfredat kapsamında müzik dersi öğretim programında yapılan değişikliklerle ilgili olarak Müzik Eğitimcileri Derneği MÜZED, 9 Ağustos’ta kamuoyuna bir açıklama yaptı. Ayrıca 8 Eylül’de Milli Eğitim Bakanı’na yazılı başvuruyla programın yeterli donanıma sahip uzmanlarca yeniden hazırlanmasını talep etti.

Getirilen değişiklikler
Yeni müzik müfredatını öncekiyle karşılaştıran MÜZED incelemesi dört bulguyu ortaya koyuyor:
1. Müzik müfredatında yapılan değişiklikler birinci sınıftan başlayarak dini değerler, dini günler ve dini müzikler öğretimi getirdi. Çocuk ilkokul birinci sınıftan itibaren “ilahi”, yedinci sınıfta da “tekbir” ve “salat-ı ümmiye” ile segâh ve hüzzam makamlarını öğrenecek, buna karşılık basit kanonları ve çoksesli şarkıları öğrenemeyecek, çünkü programdan çıkarıldı. Popüler müzik de çıkarıldı, yerine mehter müziği ve dini müzik konuldu.
2. Yeni program çoksesli müziğe karşı. Çoksesli müziğin çocuğun beynini geliştirmedeki belirgin etkisi çoktandır bilinen bir gerçek ve klasik Batı müziği ile demokrasi arasındaki direkt bağlantı halen sayısız üniversitede ders olarak okutuluyor. Buna karşın yeni müfredat ortaokul altı, yedi ve sekizinci sınıflarda çok sesli şarkıları programdan çıkardı. Onuncu sınıfta ise çocuğun seslendirmesine değil, sadece dinlemesine izin veriyor. Dahası, Türk müziği türlerini halk, sanat, mehter ve dini müzik olarak belirtiliyor, bestecilerimizin çoksesli müziğini Türk müziği saymıyor.
3. Yeni program tüm sınıflarda “çalgı çalma” öğretimini programdan kaldırdı. MÜZED haklı olarak bu durumun “çalgı çalmanın günah olduğu” düşüncesinden mi kaynaklandığını sorguluyor.
4. Bekleneceği üzere Atatürk burada da çıkarılmış veya önemsizleştirilmiş. Atatürk’ün önderliğindeki müzik devrimi, çoksesli Türk müziği, Cumhuriyet döneminde açılan müzik kurumları ya tümüyle çıkarılmış veya yasak savmaya yetecek kadar bırakılmış.

Temel kanunlara aykırılık
MÜZED yukarıda sayılan değişikliklerin başlıca iki sonucunu şöyle özetliyor: Değişikliklerin ilk tehlikesi programa sokulan “dini günler” kavramının ve “dini” içerikli müziklerin anayasaya ve temel kanunlara aykırılığı: anayasanın 24. maddesi “(ilk ve ortaöğretimde okutulan zorunlu din dersi) dışındaki din öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır” hükmünü içerir.
1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu “milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri” vurgular, dini değerleri içermez. Kanununun onuncu maddesinde “Eğitim sistemimiz(de) Atatürk inkılap ve ilkeleri temel alınır” hükmü vardır. 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ilköğretimi “bedeni, zihni ve ahlaki yetişme hizmeti” olarak tanımlar, “dini” ibaresini içermez.

Eğitimsel sakıncaları
İkinci sonucu değişikliklerin, eğitim bilim ilkelerine, müzik eğitimi ve sanatının özelliklerine uygun olmamasıdır. MÜZED’in verdiği bazı örnekler şöyle: Öğrenci liseye geldiğinde elbette ilahiyi de tanıyacaktır ama ilkokul birinci sınıfta değil. İlkokul öğrencilerinin özellikle birinci sınıfların dünyasında sayışmalı oyunlar, düzeyine uygun çocuk şarkıları yer alır.
Çocuklara “düzeylerine uygun çoksesli şarkılar ve kanonlar” yerine mehter ve dini müzikler getirildi. Konuların sınıflara göre düzenlenmesinde tutarsızlıklar var. Örneğin dizi kavramı yedinci sınıfta verilirken, dizi bilmeyen beş ve altıncı sınıflara makamlar öğretilecek.

Dışlanmışlığa doğru
İktidar birinci sınıftan başlayarak dini müzikler içeren, fakat çoksesli müziği bertaraf eden bir müfredatı yürürlüğe koyarken, aynı zamanda da İbrahim Kalın’ın ifadeleriyle “(bu) ilk, orta, liselerden seçilecek gençlerle güçlendirmek” üzere “Cumhurbaşkanı’nın himayelerinde … geleneksel müziğin devam ettirilmesinde yepyeni bir sayfa açacak … müzik tarihimizde çok önemli bir dönüm noktası” oluşturacak bir müzik üniversitesi kurdu. Yeni üniversitenin misyonu da böylece açığa kavuştu. Dolayısıyla, müfredat kapsamının daha geniş bağlamda değerlendirmesi, oluşturulma sürecindeki bir zincire işaret ediyor. Devlet sanat kurumlarının tasfiyesi amacıyla hazırlanan TÜSAK yasa taslağıyla başlatılan, “yerli ve milli müziği merkeze alan” İkinci Milli Kültür Şûrası ile taşları döşenen ve yeni müfredat ve müzik üniversitesi ile sürdürülen zincirin tümü, “yerli ve milli” kılıfı altında dinileştirilen, tek sesli müziğe odaklanarak dünya müzik dilinden uzaklaşan, demokrasiyi inkâr eden bir programı gösteriyor.

Cumhuriyet’e karşı
Bu bir sıradan müfredat değişikliği değil, Cumhuriyetin laik, bilimsel ve demokratik değerlerini aşındıran, Türkiye’yi dünya müzik camiasından koparan bir program. Öte yandan, rektörlüğü sırasında geleneksel vokal müziğe ilk kez üniversitede yer veren Kazakistan eski kültür bakanı Prof. Düsen Kaseinov bağımsızlık sonrası Türk dünyasının klasik Batı müziği ile geleneksel müziği dengede götürdüğüne dikkat çekerek, Cumhuriyetin müzik politikasının da bununla uyumlu olduğunu belirtiyor.

Yeni müzik müfredatı ise Cumhuriyete karşı bir cephe daha açıyor.

Advertisements

Quo Vadis Müzik Müfredatı

Quo Vadis  Müzik Müfredatı

İlk ve ortaöğretim düzeylerindeki yeni müfredat kapsamında müzik dersi öğretim programında yapılan değişikliklerle ilgili olarak Müzik Eğitimcileri Derneği MÜZED 9 Ağustos’ta kamuoyuna bir açıklama yaptı.  Ayrıca 8 Eylül’de Millî Eğitim Bakanı’na yazılı başvuruyla programın yeterli donanıma sahip uzmanlarca yeniden hazırlanmasını talebetti.

Getirilen değişiklikler

Yeni müzik müfredatını öncekiyle karşılaştıran MÜZED incelemesi dört bulguyu ortaya koymuştur:

1) Müzik müfredatında yapılan değişiklikler birinci sınıftan başlayarak dini değerler, dini günler ve dini müzikler öğretimi getirmiştir. Çocuk ilkokul birinci sınıftan itibaren “ilâhî”, yedinci sınıfta da “Tekbir” ve “Salât-ı Ümmiye” ile segâh ve hüzzam makamlarını öğrenecek, buna karşılık basit kanonları ve çoksesli şarkıları öğrenemeyecektir, çünkü programdan çıkarılmıştır. Popüler müzik de çıkarılmış, yerine mehter müziği ve dinî müzik sokulmuştur.

  1. Yeni program çoksesli müziğe karşıdır. Çok sesli müziğin çocuğun beynini geliştirmedeki belirgin etkisi çoktandır bilinen bir gerçektir ve klasik Batı müziği ile demokrasi arasındaki direkt bağlantı halen sayısız üniversitede ders olarak okutuluyor. Buna karşın yeni müfredat ortaokul altı, yedi ve sekizinci sınıflarda çok sesli şarkıları programdan çıkarmıştır. Onuncu sınıfta ise çocuğun seslendirmesine değil, sadece dinlemesine izin vermiştir. Dahası, Türk müziği türlerini halk, sanat, mehter ve dinî müzik olarak belirtmiş, bestecilerimizin çok sesli müziğini Türk müziği saymamıştır.
  2. 3. Yeni program tüm sınıflarda “çalgı çalma” öğretimini programdan kaldırmıştır. MÜZED haklı olarak bu durumun “çalgı çalmanın günah olduğu” düşüncesinden mi kaynaklandığını sorguluyor.
  3. Bekleneceği üzere Atatürk burada da çıkarılmış veya önemsizleştirilmiştir. Atatürk’ün önderliğindeki müzik devrimi, çoksesli Türk müziği, Cumhuriyet döneminde açılan müzik kurumları ya tümüyle çıkarılmış veya yasak savmaya yetecek kadar bırakılmıştır.

MÜZED yukarıda sayılan değişikliklerin başlıca iki sonucunu şöyle özetliyor:

Temel kanunlara aykırılık

Değişikliklerin ilk tehlikesi programa sokulan “dinî günler” kavramının ve “dinî” içerikli müziklerin anayasaya ve temel kanunlara aykırılığıdır:

  • Anayasa’nın 24. Maddesi “(ilk ve ortaöğretimde okutulan zorunlu din dersi) dışındaki din öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır,”hükmünü içerir.
  • 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu “millî, ahlakî, insanî, manevî ve kültürel değerleri” vurgular,  dinî  değerleri içermez.  Kanununun onuncu maddesinde “Eğitim sistemimiz(de) Atatürk inkılâp ve ilkeleri temel alınır,” hükmü vardır.
  • 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ilköğretimi “bedenî, zihnî  ve ahlakî yetişme hizmeti” olarak tanımlar, “dinî” ibaresini içermez.

Eğitimsel sakıncaları

İkinci sonucu değişikliklerin, eğitimbilim ilkelerine, müzik eğitimi ve sanatının özelliklerine uygun olmamasıdır. MÜZED’in verdiği bazı örnekler şöyledir:

  • Öğrenci liseye geldiğinde elbette ilâhîyi de tanıyacaktır; ama ilkokul birinci sınıfta değil. İlkokul öğrencilerinin özellikle birinci sınıfların dünyasında sayışmalı oyunlar, düzeyine uygun çocuk şarkıları yer alır.
  • Çocuklara “düzeylerine uygun çoksesli şarkılar ve kanonlar” yerine mehter ve dinî müzikler getirilmiştir.
  • Konuların sınıflara göre düzenlenmesinde tutarsızlıklar vardır. Örneğin dizi kavramı yedinci sınıfta verilirken, dizi bilmeyen beş ve altıncı sınıflara makamlar öğretilecektir.

Dışlanmışlığa doğru

İktidar birinci sınıftan başlayarak dini müzikler içeren, fakat çok sesli müziği bertaraf eden bir müfredatı yürürlüğe koyarken, aynı zamanda da  İbrahim Kalın’ın ifadeleriyle “(bu) ilk, orta, liselerden seçilecek gençlerle güçlendirmek” üzere “Cumhurbaşkanı’nın himayelerinde….geleneksel müziğin devam ettirilmesinde yepyeni bir sayfa  açacak…. müzik tarihimizde çok önemli bir dönüm noktası” oluşturacak bir müzik üniversitesi kurdu. Yeni üniversitenin misyonu da böylece açığa kavuştu.

Dolayısıyla, müfredat kapsamının daha geniş bağlamda değerlendirmesi, oluşturulma sürecindeki bir zincire işaret ediyor. Devlet sanat kurumlarının tasfiyesi amacıyla hazırlanan TÜSAK yasa taslağıyla başlatılan, “yerli ve milli müziği merkeze alan” İkinci Milli Kültür Şurası ile taşları döşenen ve yeni müfredat ve müzik üniversitesi ile sürdürülen zincirin tümü, “yerli ve milli” kılıfı altında dinileştirilen, tek sesli müziğe odaklanarak dünya müzik dilinden uzaklaşan, demokrasiyi inkar eden bir programı göstermektedir. Çok sesliliği bilmeyen insanımızın, Doğan Hızlan’ın söylemiyle “elinde def’le fasıl idare eden birilerini” lider olarak görmesinin ortamı hazırlanıyor. Bu nedenle bu bir sıradan müfredat değişikliği değil, Cumhuriyet’in laik, bilimsel ve demokratik değerlerini aşındıran, Türkiye’yi dünya müzik camiasından koparan bir programdır.

Öte yandan, örneğin rektörlüğü sırasında geleneksel vokal müziğe ilk kez üniversitede yer veren Kazakistan eski kültür bakanı Prof. Düsen Kaseinov bağımsızlık sonrası Türk dünyasının klasik Batı müziği ile geleneksel müziği dengede götürdüğüne dikkat çekerek, Cumhuriyet’in müzik politikasının da bununla uyumlu olduğunu belirtiyor.

Yeni müzik müfredatı ise Cumhuriyet’e karşı bir cephe daha açıyor.

“Müzik Üniversitesi” üzerine

“Müzik Üniversitesi” üzerine

 

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı YÖK Aralık 2016’daki Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri Töreni’nde Cumhurbaşkanının talimatından sonra “Müzik Üniversitesi” kurulması çalışmalarını başlatmış ve 5 Nisan 2017’de bir “Müzik Üniversitesi Arama Konferansı” düzenleyerek “Cumhurbaşkanı himayelerinde” bir  müzik üniversitesi yolunda  ilk adımı atmıştı.

Gerek Arama Konferansı öncesinde yetkililerin ve Mart ayındaki 2. Milli Kültür Şurası katılımcılarının sürekli olarak “geleneksel ve yerel müziğe atıf yapmaları ve bu müziğin “merkeze alınacağı ifadeleri, gerekse Arama Konferansı konuşmacılarının sunumları kurulacak üniversitenin Türk müziği üniversitesi olacağı beklentisini yaratmıştı,. Örneğin Arama Konferansında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. İbrahim Kalın “Darülelhan’ın kuruluşunun üzerinden yaklaşık 100 yıl geçtiğini, ancak (şimdi) müzik geleneğinin devam ettirilmesin(de) Müzik Üniversitesi ile birlikte yepyeni bir sayfanın açılacağını” vurgulamıştı.  Hatta üniversite adı olarak bazı Türk müzisyenlerin/şairlerin adları önerilmişti. Çok geçmedi ki Haziran 2017 tarihli 7033 sayılı kanunla Ankara’da bir Güzel Sanatlar Üniversitesi kurulduğunu öğrendik. Şaşıranlar ve hayal kırıklığına uğrayanlar çoğunluktaydı, çünkü müzik üniversitesi nasıl ve niçin güzel sanatlar üniversitesine dönüşmüştü, anlaşılamadı. Ancak, bağlı dört fakültenin üçü (Müzik Bilimleri ve Teknolojileri, Müzik ve Sanat Eğitimi, İcra Sanatları) doğrudan müziği kapsadığı için yeni üniversitenin temelde bir müzik üniversitesi olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Sovyet klasik müzik geleneğinde yetişmiş bir keman sanatçısı olan ve Kazakistan’da müzik üniversitesi rektörlüğü sırasında geleneksel vokal müziğin üniversitede ilk kez yer almasını sağlayan Prof. Düsen Kaseinov ile yeni üniversite girişimini konuştuk. Prof. Kaseinov, uzun ve üst düzey  tecrübelerinin ışığında Kazakistan ve Türk Dünyasındaki müzik eğitimi çalışmalarını anlattı ve Türkiye’ye ilişkin değerlendirmelerini bizimle paylaştı. Kendisi  Kazakistan Kültür Bakanlığı görevinde de bulunmuş olup, son sekiz yıldır yürüttüğü Türksoy Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı Genel  Sekreterliği döneminde sekiz Türk soyu ülke arasında sayısız kültür-sanat faaliyetine imza atmıştır.

Prof. Kaseinov yerel, özgün ve sanatsal değeri olan çalışmalara değer veriyor ve kültürel anlamda yayılımını sağlamaya çalışıyor. Ancak konuşma ilerledikçe görüyoruz ki, onun kafasındaki klasik Batı müziği ve yerel özgünlüğün birleşiminden oluşan çizgi Türkiye’de halen yapılmak istenilenle tam örtüşmüyor. Devlet sanat kurumlarının tasfiyesini planlayan 2013 tarihli Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK) tasarısından bugüne uzanan Türk müziği kaynaklı hareket, Cumhuriyet politikalarının Türk müziğini okul ve sistem dışında bırakıp önemsizleştirdiğine inanıyor. Dolayısıyla mevcut söylem yalnızca “geleneksel ve yerel müziği merkeze alırken” ve bu bağlamda yeni üniversitenin eğitimi Türk müziği ile sınırlandırmayı yaygınlaştıran bir misyon üstlenmesi muhtemelken, gerek Prof. Kaseinov’un anlattığı Türk dünyasının gerekse Cumhuriyet’in müzik politikasının konuya bakışı, geleneksel ve uluslararası müziğin birlikte geliştirilmesi gerektiğidir. Örneğin Azerbaycan’ın iki önemli okulundan  Bakü Müzik Akademisi Batı çizgisinde eğitim verirken, Azerbaycan Ulusal Konservatuvarında 90 civarında kuyruklu piyano mevcut olup çeşitli dersler geleneksel müzik eğitimine destek verecek şekilde Batı müziği içeriklidir.

Prof Kaseinov konuşmamıza Sovyetler Birliği döneminde Kazakistan dahil Birlik ülkelerinde geçerli müzik eğitimi sistemine değinerek başladı.

Sovyetler Birliği döneminde ve halen temel olarak geçerli eğitim sisteminde  Kazakistan’da  sabah ilkokula gidenlerden isteyenler öğleden sonraları müzik okuluna gider.  Bu dönem yedi yıl sürer ve çocuklardaki müzik yeteneğinin tesbit edilebilmesi için en uygun dönemi oluşturur. Yetenekli olanlar ise yedi yaşında on yıllık yatılı müzik okuluna gider.  Her iki tür okulda çalgı da kuram da çok iyi öğretilir. Buradan mezun olanların ortalama %10’u dört yıllık müzik kolejlerine yönlenir. Müzik lisans eğitimi ise üniversite statüsündeki beş yıllık konservatuvarlarda verilir.  Konservatuvarların başında rektör, dalların başında ise dekanlar vardır. Konservatuvarlarda hem icracı, hem de konservatuvarlar için eğitimci yetiştirilir. Ayrıca genel üniversitelerin eğitim fakültelerinde  müzik eğitimcisi yetiştirilir ve buradan mezun olanlar konservatuvar dışındaki diğer okullarda çalışır.

Bağımsızlıktan sonra, temel okul, kolej ve konservatuvar dizisinden oluşan bu eğitim sisteminden yavaş yavaş  serbest piyasaya kayma oldu. Yine de, yetenekli çocuklara yönelik yatılı sistem devlet tarafından finanse edilmeye devam ediliyor, ama bir çok çocuğun yeteneklerinin ortaya çıkmasına vesile olan genel müzik eğitimi zayıfladı.

 

Kaseinov burada sözü kendiliğinden Türkiye ile karşılaştırmaya getirdi.

Türkiye’de klasik Batı müziği eğitiminin çok eksikleri var. Birinci temel sıkıntı klasik müzik eğitimi ilkokulda başlamalı, konservatuvar çok geç.

Türkiye’deki ikinci temel sıkıntı şurada: Eğitim fakültelerindeki eğitimin niteliği yetersiz, dolayısıyla sanat eğitiminin kalitesi düşük. İlk seviye aksıyor.  Bizdeki gibi başlangıcı güçlü bir eğitim sistemi hiç yok Türkiye’de. Eğitim özel okullara, kurslara kaydırılmış. Bizde ise devletin çocuktan para kazanma amacı yok.

Bestecilik eğitiminin de düzeyi düşük.  Milli müzik araştırmacıları çok az, sayı ve kaliteleri artmalı.

Bu arada yeri gelmişken, Türkiye Sanat Kurumu’nun kurulmaması çok iyi oldu, çünkü Türk toplumu hazır değil. Kazakistan da hazır değil. Bu sistem için sanat bilincinin ve sanatı anlama seviyesinin yüksek olması lazım.  Örneğin tiyatro ne zaman ayakta kalabilir, para kazanınca.  Sponsor kuşağı da yok.  Sponsor kim olur, çocukluğundan beri sanatın içinde bulunmuş kişiler olabilir.  Bu konunun sanat ve iş forumlarında tartışılarak yürütülmesi gerekir.

 

Kazakistan eğitim sisteminde geleneksel müziğin durumunu sorduk.

Yukarıda anlattığım sistem uzun süre sadece klasik Batı müziği için geçerliydi.  Halk müziği çalgı olarak 1960’larda başladı, iki yıllık hazırlık döneminden sonra konservatuvarlarda veriliyordu.  1987’de halk vokal  müziği eğitimi başladı. Uzun yıllar kemancı olarak çalıştıktan sonra, müzik üniversitesi  rektörü olduğumda halk vokal müziği bölümü ve hazırlık okulunu ilk defa ben açtım üniversitemde.

Ancak müzik yelpazesinde bir uçtan diğer uca da savrulmadık; klasik Batı müziğini de geliştirip devam ettirdik.  Benim mottom şu: “Bir elimde dombra, diğer elimde keman ile müzik dünyasında yerimizi alacağız.”  Klasik mi, geleneksel mi konusunda formül her iki müziğin de geliştirilmesi gerektiğidir. Zaten doğada da böyle değil midir – yırtıcıları yok ederseniz örneğin, diğer bazı türler hızla gelişerek zarar verici olmaya başlar.  Doğada dengeyi korumak gerektiği gibi, müzikte de uluslararası ve geleneksel müzik dengesini korumak gerekir. Bizde devlet her iki müziği de destekliyor şimdi. Çünkü eğer kendi müziğimizi devam ettiremezsek kültürümüzün bir kısmı  kaybolur gider, ama klasik müziği devam ettiremezsek uluslararası camiada yer alamayız.  Biz şimdi uluslararası ortamda  hem ülkemizi ve müziğimizi gösteriyoruz, aynı zamanda da Batı ile aynı müzik dilini konuşuyoruz.  Dünya toplumuna böyle girebiliriz, dünyadaki yarışmaları kazanabiliriz, bize saygı duyarlar o zaman. Dombra ile keman yarışmalarına katılmak absürddür.  Sadece etnik müziğe önem verirsek dünyadan koparız.  Türkmenistan 2001’de  opera ve baleyi  kapatmıştı, sonra bunun yanlış olduğunu anladı ve yine açtı.

Ben “Bizde de kapandı”, diye araya girince Kaseinov şaşkınlıkla irkilerek gözlerini açtı: “ Operayı kapattınız mı! “ AKM’yi kastettiğimi açıklamam üzerine, konuyu yakından izlediğini ve operanın ihtiyaçlarına özgü bir binanın gerekli olduğunu belirtti.

 

Temelde Türk müziği ağırlıklı olması amaçlanan bir üniversitesi kurulması hakkındaki düşünceniz nedir?

Türkiye’de mutlaka müzik üniversitesi açılmalı, klasik müzik aleyhine bir gelişme değildir bu.  Türk müziği ağırlıklı olması ise bence yeni bir başlangıçtan ziyade bir sonuçtur, zira  şimdiye kadar geleneksel müziğin ihmal edilmesine bir tepki olarak doğmuş görünüyor.  Ancak klasik müzik de aynı şekilde önemsenmeli ve klasik müzik eğitimi ilkokul seviyesinden başlamalı.

Geleneksel müziğin geliştirilmesine dönük bu üniversite girişimini iki açıdan olumlu buluyorum:

  • Hem geleneksel müzikle klasik batı müziği arasında denge kurmaya yöneliktir,
  • Hem de, doğacak rekabet nedeniyle, klasik Batı müziğinin daha da üst düzey performansını sağlamada itici bir güç vazifesi görecektir. Çünkü rekabetçi bir ortamda klasik Batı müziği daha ivmeli gelişecektir.

Zamana, döneme, hükümetlere bağlı olarak ara sıra dengeler bozuluyor gibi olsa da, rekabet ortamında her iki müzik de yine dengeye gelerek, birlikte var olmaya devam edecektir. Hayat böyle.

 

Cumhuriyet’in müzik politikası da “uluslararası açılımlı yerel müzik” geliştirmemizi öngörüyor. Müzik devriminin amacı teknik ve usulün uluslararası, ruh ve uslubun Türk olmasıydı.  Ancak bugünkü “geleneksel ve yerel” odaklı söylem bunu görmezden gelip, Türk müziği-Batı müziği karşıtlığı geliştiriyor.

Atatürk’ün 1934 TBMM açış konuşması bu yönde çok dikkat çekici ve ışık tutucudur: “Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu düzeyde “Türk Ulusal Musikisi” yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir.“  1935 TBMM açış konuşmasında da “Ulusal musikimizi modern teknik içinde yükseltme  çalışmalarına bu yıl daha çok emek verilecektir,” der.

Keza 1935 Halkevleri Öğreneği’nin hedefi de aynı vurguyu yapar: “Sadece teknik, sadece usul arsıulusal olacak, ruh ve ritim Türklüğünü derhal belli eden bir karakter ve orjinaliteye malik bulunacaktır.  Teknik beynelminel, ruh Türk; usul beynelminel, üslub Türk.” Aynı şekilde 1938 Halkevleri Öğreneği de halk ezgilerinin esas alınacağını belirtir ve “Arsıulusal modern müzik ile halk türkülerimiz esas tutulacak ve arsıulusal müzik teknik ve araçları kullanılacaktır,” der.

Ali Uçan, Uğur Alpagut ve Turan Sağer gibi akademisyenlerin de ifade ettiği gibi, Atatürk’ün bu örneklerde altı çizili ifadelerle “önerdiği yol-yöntem-teknik, Türk müzik inkılâbında izlenen süreçte çok ileri bir aşamayı yansıtır”.  Oysa örn. Ziya Gökalp 1924’te sadece ”halk musikimizi Garp musikisi yöntemiyle armonize etmek” yöntemini öneriyordu.

Doğru. Benim sözüme yakın bu amaç.  Geleneksel müzik ile Batı müziği tekniği birbirini tamamlayıcıdır. Konservatuvar eğitimi alan müzisyenler çok farklıdır. kimliklerini korumayı bilirler.  Şimdiki halk müziği icracıları 30 yıl öncekilere nazaran daha yüksek seviyede çalıyorlar. Örneğin kopuzun, dombranın eğitim metodolojisi çok yüksek seviyeye ulaştı, icra tekniği virtüözlük seviyesine çıktı, teknolojisi gelişti.  Kopuzu, dombrayı artık eski teknikle çalmıyoruz.  Bu noktada Azebaycan’daki müzik eğitimini örnek gösterebiliriz.

 

Yeni üniversite Türk müziği ağırlıklı olacaksa, klasik müzik eğitiminin konservatuvar düzeyinde tutulması, eğitim fakültelerindeki müzik eğitiminin bölüm bile sayılmayıp ana bilim dalı seviyesinde kalması, değindiğiniz denge durumunu nasıl etkiler? 

Bütün gelişmeler dengesizlik durumundan kaynaklanır.  Bir dönem ilgi bir yöne kayar, o zaman diğer yön kaynamaya başlar ve kalite düzeyini giderek yükseltir. Şimdi klasik müzisyenler de mücadele edecek ve onlar da bir zaman sonra patlayıp yeni bir enerji oluşturacak.  O zaman da klasik müziğe yönelik insanlar ve yetkililer klasik Batı müziği üniversitesi kuracak.  Dolayısıyla yeni kurulacak üniversite, klasik müzik için bir özeleştiri yapma olanağı sağlayacak ve itici güç olacaktır.

Aslında klasik müziğin sadece konservatuvarda öğretilmesi Avrupa’nın bir uygulamasıdır, siz sadece oraya bakıyorsunuz.  Bize de bakın, biz Avrupa’yı aştık, geride bıraktık.  Türk müzisyenleri, özellikle klasik Batı müzisyenlerini ısrarla Kazakistan’a davet ediyorum, gelip bizim sistemi incelesinler diye. Ama Batı’ya nazaran küçümsedikleri için gelmiyorlar. Batı ise Kazak müzisyenleri bekliyor.

 

“Müzik Üniversitesi Arama Konferansı”nda İbrahim Kalın şunu söyledi: “Bizim kendi müziğimizin de aynı anda hem yerel ve milli hem de evrensel bir yönünün olduğunu mutlaka dikkate almak durumundayız. “

Ne etnik müzik, ne de klasik Batı müziği evrensel olabilir.  Klasik müziğin yaygınlığı Batılıların bilinçli stratejilerinin bir sonucudur.  Türk müziği evrensel değildir. Örn.Kazak müziğini kim dinler?  Evrensel olma yolunda gayretli ve sistematik çalışmak lazım.  Gelişmiş toplumlarda hem geleneksel hem çok sesli Batı müziği gelişmiştir.

 

Ankara’da yeni bir müzik üniversitesi

Ankara’da yeni bir müzik üniversitesi

Kazakistan’ın eski Kültür Bakanı Prof. Düsen Kaseinov ile yeni kurulan Müzik Üniversitesi’ni ve müzik eğitiminin nasıl olması gerektiğini konuştuk.

<!–
http://app.winwords.adhood.com/42803,661,278
–>

Yayınlanma tarihi: 29 Ağustos 2017 Salı, 22:00
<!–

–>Cumhurbaşkanı’nın talimatı üzerine ve Nisan 2017’de YÖK’ün düzenlediği “Müzik Üniversitesi Arama Konferansı” sonrasında yeni bir üniversite kuruldu. Adı Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesi olmasına rağmen, bağlı dört fakültesinin üçü doğrudan müziği kapsadığı için temelde bir müzik üniversitesi olduğu rahatlıkla söylenebilir. Gerek yetkililerin sürekli olarak “geleneksel ve yerel müziğin merkeze alınacağı”, “müzik geleneğinin devam ettirilmesinde yepyeni bir sayfanın açılacağı” ve arama Konferansı sunumları üniversitenin Türk müziği odaklı olacağı beklentisini yaratıyor.

Bir keman sanatçısı olan, bir dönem Kazakistan Kültür Bakanlığı da yapan ve müzik üniversitesi rektörü iken geleneksel vokal müziğin üniversitede ilk kez yer almasını sağlayan Prof. Düsen Kaseinov ile yeni girişimi konuştuk. Yeni üniversitenin, eğitimi Türk müziği ile sınırlandırmayı yaygınlaştıran bir misyon üstlenmesi muhtemelken, gerek Prof. Kaseinov’un anlattığı Türk dünyasının gerekse Cumhuriyet’in müzik politikası geleneksel ve uluslararası müziğin birlikte geliştirilmesi gerektiği yönünde.

– Kazakistan’da ve diğer Birlik ülkelerindeki müzik eğitiminden bahsedelim biraz…

İlkokulda isteyenler öğleden sonraları müzik okuluna gider. Bu dönem yedi yıl sürer ve çocuklardaki müzik yeteneğinin tespit edilebilmesi için en uygun dönemi oluşturur. Yetenekli olanlar ise yedi yaşında on yıllık yatılı müzik okuluna gider. Mezunların ortalama %10’u dört yıllık müzik kolejlerine yönlenir. Müzik lisans eğitimi ise üniversite statüsündeki beş yıllık konservatuvarlarda verilir. Konservatuvarların başında rektör, dalların başında ise dekanlar vardır. Ayrıca genel üniversitelerin eğitim fakültelerinde de müzik eğitimcisi yetiştirilir.

– Türkiye’deki durumu iyi bilenlerdensiniz. Bir karşılaştırma yapsak?..

Türkiye’de klasik Batı müziği eğitiminin çok eksikleri var. Birinci temel sıkıntı klasik müzik eğitimi ilkokulda başlamalı, konservatuvar çok geç. İkinci temel sıkıntı eğitim fakültelerindeki eğitimin niteliği yetersiz, dolayısıyla sanat eğitiminin kalitesi düşük. Bu arada yeri gelmişken, Türkiye Sanat Kurumu’nun kurulmaması çok iyi oldu, çünkü Türk toplumu hazır değil. Kazakistan da hazır değil. Bu sistem için sanat bilincinin yüksek olması lazım. Sponsor kuşağı da yok.

– Kazakistan eğitim sisteminde geleneksel müziğin durumu nedir?

Halk müziği konservatuvarlarda çalgı olarak 1960’larda, vokal olarak 1987’de başladı. Rektör olduğumda halk vokal müziği bölümü ve hazırlık okulunu ilk defa ben açtım üniversitemde. Ancak müzik yelpazesinde bir uçtan diğer uca da savrulmadık; klasik Batı müziğini de geliştirip devam ettirdik. Benim mottom şu: “Bir elimde dombra, diğer elimde keman ile müzik dünyasında yerimizi alacağız.” Kendi müziğimizi devam ettiremezsek kültürümüzün bir kısmı kaybolur gider, ama klasik müziği devam ettiremezsek uluslararası camiada yer alamayız. Türkmenistan 2001’de opera ve baleyi kapatmıştı, sonra bunun yanlış olduğunu anladı ve yine açtı.

– Temelde Türk müziği ağırlıklı olması amaçlanan bir üniversite kurulması hakkındaki düşünceniz nedir?

İki açıdan olumlu buluyorum: Hem geleneksel müzikle klasik Batı müziği arasında denge kurmaya yöneliktir, hem de doğacak rekabet nedeniyle, klasik Batı müziğinin daha da üst düzey performansını sağlayacaktır.

– Cumhuriyet’in müzik politikası da “uluslararası açılımlı yerel müzik” geliştirmemizi öngörüyor ve teknik ve usulün uluslararası, ruh ve üslubun Türk olmasını hedefliyor.

Benim sözüme yakın bu amaç. Geleneksel müzik ile Batı müziği tekniği birbirini tamamlayıcıdır. Konservatuvar eğitimi alan halk müziği icracıları çok farklıdır. kimliklerini korumayı biliyorlar ve otuz yıl öncekilere nazaran daha yüksek seviyede çalıyorlar. Gelişmiş toplumlarda hem geleneksel hem çok sesli Batı müziği gelişmiştir

İstanbul Yeni Havalimanı google maps konumu

İGA , İstanbul Yeni Havalimanı İnşaatı

info@igairport.com

Sayın İlgili,

İstanbul Yeni Havalimanı’nın Google maps haritasındaki konumuna ilişkin bir hususta ilginizi rica etmek için yazıyorum.  Aşağıdaki iki linkten görebileceğiniz üzere yeni havalimanı için iki ayrı konum kayıt altına alınmış ve her ikisinde de website  igaairport.com  olarak belirtilmiş.

1) “https://www.google.com.tr/maps/place/Recep+Tayyip+Erdogan+International+Airport/@41.260609,28.7417747,17z/data=!4m5!3m4!1s0x0:0xbdc1315d89b92998!8m2!3d41.2606332!4d28.7435985

Recep Tayyip Erdogan International Airport

5,0·67 yorum

Uluslararası Havaalanı

KAYDET

YAKIN ÇEVRE

TELEFONUNUZA GÖNDERİN

PAYLAŞ

İmrahor Mahallesi, 34275 Arnavutköy/İstanbul

igairport.com

Bu işletmeyi sahiplenin

Düzenleme önerin

Eksik bilgileri ekleyin

Telefon numarası ekleyin”.

2) “https://www.google.com.tr/maps/place/%C4%B0GA+%C4%B0stanbul+Yeni+Havaliman%C4%B1/@41.260609,28.7417747,17z/data=!4m5!3m4!1s0x0:0x7235383140adf1de!8m2!3d41.2597697!4d28.7428985

İGA İstanbul Yeni Havalimanı

4,7·187 yorum

Havalimanı

KAYDET

YAKIN ÇEVRE

TELEFONUNUZA GÖNDERİN

PAYLAŞ

İmrahor Mahallesi, No:255, Ulubatlı Hasan Cd., 34283 Tayakadın/Arnavutköy/Istanbul

igairport.com

(0212) 601 41 00

Düzenleme önerin”.

Sayın ilgili, gerek Google Dublin ofisi gerekse  Google Türkiye hukuk bürosu ile yaptığım görüşmeler  haritalar üzerinde işlem yapmanın Google inisiyatifinde bulunmayıp, onaylı işletmelerce gerçekleştirildiği yönündedir.  Dolayısıyla,  yeni havalimanının adı henüz resmi olarak belirlenmediği için sahte havalimanı  isminin ortadan kaldırılmasını sağlamak ve igairport.com adınızın kötü niyetli kullanımını önlemek amacıyla gerekli  işlemlerin yapılmasını acil olarak ilginize sunarım.

Malumunuz olduğu üzere  Google destek menüsünde “Geri bildirim gönderme” , “Bir yere ilişkin bilgileri düzenleme” vb  adımlar vasıtasıyla söz konusu düzeltme  anında gerçekleştirilebilmektedir.

Saygılarımla,

Gazi Mustafa Kemal’in soyadını bilmeyenler

İçişleri Bakanlığı açıklaması hk.

Alıcı: mustesarlik@icisleri.gov.tr                                        21 Mayıs 2017

Sayın Muhterem İnce,

İçişleri Bakanlığı Beşiktaş Belediye Başkanlığı’na  19 Mayıs ile ilgili “toplumu tahrik edici ve kamu düzenini bozan gazete ilanı ve diğer eylemleri nedeniyle”  soruşturma açmış.

Bakanlık açıklaması şu cümleyle başlıyor: “19 Mayıs törenleri, ülkemizde, istiklal mücadelesinin kahramanı Gazi Mustafa Kemal, silah arkadaşları ve kahraman milletimize yakışır vaziyette …… huzur içinde kutlanmıştır.”

Bizleri irkilten ve derinden yaralayan bu ifadeye ilişkin aşağıdaki hususta  bir açıklama lütfedebilir misiniz:

1) Cumhuriyetimizin kurucusu, birinci Cumhurbaşkanı’mızın soyadını  İçişleri Bakanlığı’nın 26,636 personeli arasında bilen yok mu?

2) Eğer varsa resmi bir yazıda bu laubaliliğe veya kasıta kim izin veriyor?

Beşiktaş Belediyesi’nin uygulaması  toplumu  tahrik edici ise Bakanlığınkinin infial yaratıcı olduğundan emin olabilirsiniz.

Kuvvetle umuyorum ki  konuyla ilgilenme fırsatı yaratabilirsiniz.

Saygılarımla,

İbrahim Yazıcı için

24 Şubat 2017 İDSO konser programı degisikligi hk.
Alıcı: info@idso.gov.tr, guzelsanatlar@kulturturizm.gov.tr
Fax: 0312 384 1896
Fax: 0312 384 2207
20 Şubat 2017

İDSO Müdürlüğüne,

24 Şubat 2017 tarihli İDSO programı solist ve şefi İbrahim Yazıcı’nın 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile İzmir Devlet Opera ve Balesi orkestra şefliği görevinden ihraç edilmesinin ve bu bağlamda söz konusu programdan çıkarılmasının yanlış ve haksız olduğu açık bir olgudur. Zira gerek TÜSAK kanun tasarısı taslağı tartışmalarına, gerekse olağanüstü hal kapsamındaki önceki KHK’lara ilişkin olarak sayısız kişi benzeri kasıtlı ve yanlış uygulamalara maruz kalmıştır ve bu uygulamaların bir kısmı düzeltilmiş, bir kısmı da halen düzeltilme yolundadır.

Suçu açıkça belirtilmeksizin ve kanıtlanmaksızın adı geçen sanatçımızın görevden alınmasını ve önceden belirlenmiş programdan çıkarılmasını şiddetle kınıyorum.

Ayrıca, bu nitelikte bir etkinliğe katılmayı, bir haksızlığa ve ayıba iştirak saydığım için reddediyorum ve kendimin ve eşimin Fulya Sanat Merkezi abonman kartı kapsamında söz konusu konser ücretlerinin iadesini talep ediyorum.